12 Ocak 2013 Cumartesi

PİŞMANIM ÖLÜME KADAR-2

Kar'alayan Kübra yartaşı


Aslında her şey güzeldi. 

Ne de mutluydu. Kocasıyla her günleri ayrı eğlenceli geçiyordu. Akşamları beraber yemek yapıyor yiyorlardı. Beraber atıştırmalık bir şeyler hazırlayıp film seçmeye başlıyorlardı.  Ama bir süre sonra gülüşmeler içinde birbirlerine sarılıp öperek filmi kendileri çekiyorlardı. 

"Bu an hiç bitmesin" dedikleri anları her gün onlarca kez yaşıyorlardı. 
Kocasını sabahları öperek uyandırıyor. Keyifli bir kahvaltının ardından kendi elleriyle jilet gibi ütülü gömleklerinden en çok yakışanı seçiyor. Giymesine yardım edip ardından da onu özleyecek olmanın üzüntüsü ve çok mutlu olmalarının sevinciyle kocasını işe gönderiyordu. 

Akşam geleceği saati sabırsızlıkla bekleyip onun en sevdiği yemekleri yapıp hazırlanıp kendini süsleyip kocasını bekliyordu. 
Kocasının bir gülüşü için dünyayı yakacak gücü kendinde buluyordu. 

Aşkı o kadar büyüktü ki sönmeyecek bir volkandı. 

Onunla evlendiği için kendini en şanslı insan, en şanslı kadın hissediyordu. 

Onun kocası en mükemmeldi. Evet evet daha harika ve kusursuz biri olamazdı ki en güzel huylar onda toplanmıştı. 

Hem güzel ahlaklı hem de yakışıklıydı. Yüzü ay parçası gibi tertemiz, simsiyah iri gözleri vardı. Yüz hatları keskin erkeksi ve çok çekiciydi. Her gün takım elbise giyer ve onu daha da karizmatik gösteren köşeli çerçeve gözlüklerini o kusursuz yüzüne takardı. 

Onu ilk gördüğünden beri kalbi masum ürkek bir kuş gibi içine sığmazdı kanat çırpardı. 

Onun bu kadar güzel yüzlü olması, boyu posu, geniş omuzlu, karizmatik olması onu daha da kıskanmasına sebep oluyordu. Ya yolda giderken başka kadınlar ona bakarsa düşüncesi içinde deli bir kıskançlığı uyandırırdı. 

İçi içini yerdi ama kocasının gözlerinin başka kimseyi görmediğine de emindi. Kendini böyle rahatlatırdı ve akşam onun işten gelme saatini beklerdi.

 Bazen beraber çocukluklarına dönerlerdi. Kocası eve gelirken pamuk şeker alırdı. Şekeri yüzlerine bulaştıra bulaştıra yeyip birbirlerine vurup kaçarlardı. Evin içinde birbirlerini kovalayıp yakalayınca da yere yatırıp gıdıklıyorlardı. Genelde kocası daha baskın geliyordu. Her seferinde o gıdıklıyordu. yalvarıncaya kadar bırakmıyor sonra da kıyamayıp öperek onu sarılıyordu. 

Onlarınki kadar güzel bir evlilik düşünemiyordu. 
Hem olamazdı ki.. Onun kocası en mükemmeldi..
 Evliliği en güzeliydi...

7 Değerli Düşünce:

melek bahar dedi ki...

bu kadar güzel günlerin sonunun gelmesinin sebepleri vardır mutlaka ve bu sebepler hiçbir zaman tek taraftan kaynaklanan nedenler değildir. illaki iki taraf da bu sonuca zemin hazırlamıştır. ilk zamanlarda çoğu evlilik güzel başlıyor. ilk heyecanlar oluyor. ama sonra... alışkanlık mı oluyor artık önemini kaybetme mi oluyor bilmiyorum ama insanlar birbirlerinden kopuyorlar... hiç heyecanını kaybetmeyen evlilikler yok mu nadir olsa da varlar. ve inşaallah bizimkiler o nadir olanlardan olurlar...
bu arada kar tanem uzun zamandır nete giripte yazılarını okuyamadım. ilk fırsatta girdim.anladığım kadarıyla insanların kendinden bi şeyler bulacağı çok güzel bir hikaye bizi bekliyor. Çok bekletme beni olur mu :)

kar tanesi dedi ki...

meleğimm hoşgeldn özlemiştim bende bu nerelerde diyodum :) kıymet bilinmezlik mi yoksa doyumsuzluk mu bilmem ama insanlara ne verirsen ver hep daha iyisini ister. böyle iyi başlayan evliliklerde de insan beklentilerini abartıp memnuniyetsizlik yaşayabiliyor. allah bizi bunlardan korusun inşallah :) öpüyorum kocaman

melek bahar dedi ki...

amin canım amin.

siyahkuğu dedi ki...

Peki bu kadar mutluyken mi aldatıyor orayı tam algılayamadım.
yoksa bu yaşadıkları monotonlaştı diyemi? Çok ilginç bir hikaye .

kar tanesi dedi ki...

burda insanın ne kadar doyumsuz oldugu ortaya çıkıyor kuğum, bu kadar mutluyken bakalım neden aldatacak ?

deeptone dedi ki...

kaşınıyo bu kadın.
:)
ama olur tabii.
:)

kar tanesi dedi ki...

senin sonradan da olsa yorumlaman beni sevindirdi deeppm :)

Yorum Gönder

Yorum Yapmak ister misin..?

 

KAR TANESİ Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review