31 Ocak 2013 Perşembe

pasta foto-roman :)

Kar'alayan Kübra yartaşı 15 Değerli Düşünce
Bu aralar aklım fena halde yaş pastalara kayıyor. 
Boş bulduğum anlarda pasta resimlerine bakmaya başladım. Sizlerle de bunları paylaşmayı kendime borç bildim. Çeşitli sitelerden bulduğum, hoşuma giden pastalardan seçtim bir de baktım ki hepsi gelin damat pastasıymış :) 
Yapanların ellerine yiyenlerin midelerine sağlık :)
 Eveet o harika pastalar geliyor...
-----------------
ERKEK İLK HATASINI YAPAR VE KADININ İNTİKAMI BAŞLAR :)
-----------------
-------------------
BU YETMEZZZZ
--------------------

-------------------
KAÇMAA GEL BURAYAA
-------------------

-----------------------
BİR DAHA YAPACAK MISIN ???
-----------------------
----------------------
ÖZÜR DİLE ÇABUK !!
-----------------------
------------------------
AFFETTİİİMMMMM :)
------------------------
BİR DAHA YAPARSAN SONUN İŞTE BÖYLE OLACAK...bkz. aşağıdaki resim :)
---------------------
YA DA BÖYLEEE..
----------------------

-----------------
MUTLU SONN ! HADİ YATALIM....:)
--------------------

                                                    





30 Ocak 2013 Çarşamba

PİŞMANIM ÖLÜME KADAR-11

Kar'alayan Kübra yartaşı 8 Değerli Düşünce


“Çok şükür ALLAH’ım Sedef’im yaşıyor. Sen onu bana bağışladın. Sen yardım ettin hayatta kalmayı başardı yardım et yine başaralım…”

Sedef odaya çıkarıldığı zaman hala kendine gelememişti. Uyanıp sonra tekrar dalıyordu. Uyandırma işlemi ilaçlarla sağlanıyordu. Böylesi vücudu için daha iyi olacaktı. Kocası başında oturuyor zaman zaman ağlıyordu zaman zaman ise konuşuyordu uyuyan karısıyla. Yangını Sedef’in çıkardığını düşünüyordu. Sedef ölmek için bunu yaptı sanıyordu kızıyordu nasıl yaparsın diye…

Bu arada evdeki yangın söndürülmüştü ve polis komşuların ifadelerini almakla uğraşıyordu. Herkes Sedef’in son zamanlarda psikolojik olarak pek iyi olmadığını dengesinin bozulduğunu anlatmışlardı. Poliste aynı kocası gibi bu yangının sorumlusunun Sedef’in olduğunu düşünmeye başlamıştı.

Hastaneye gelen iki polis konuşmak istedi. Durum hakkında bir bilgisin olup olmadığını sorduktan sonra Sedef’in son zamanlardaki durumuna değindiler.

“Bakın memur bey, evet Sedef yani eşim gerçekten zor bir dönemden geçiyordu ama kendini öldürecek kadar değil. Bu konuda yanılıyorsunuz. Mutlaka bir kaza olmalı yoksa karım yapmaz.”

Aslında içinden evet gayet de bunu yapabilir diyordu. Kendinden o kadar geçmişti ki hayatla bağı kopmuştu neden yapmasın ki? Ama polise karısını şüpheli konumuna düşürecek ifade veremezdi. Bu durum Sedef’i daha kötü hale getirirdi. Polis yakın zamanda Sedef kendine geldiğinde tekrar ifade almaya geleceklerini belirtip geçmiş olsun dileklerinin ardından hastaneden ayrıldı.

Odaya döndüğünde Sedef’in gözleri açıktı.

Hemen yanına koştu.

“Sedef birtanem iyi misin çok şükür uyandın canım benim canımm iyi ki açtın gözünü. Nasılsın ? iyi misin? Ağrın var mı Sedef’im ? hay Allah ne çok soru sordum. Bebeğim affet heyecanlandım. Beni çok korkuttun.”

Sedef bu soru yağmurunun ardından bir nefes alıp söze başladı. “Noldu bana, neden burdayız. Ben halsizdim evde uyuyacaktım. Yemek yapmıştım sana çorba yapıyordum. Niye geldik buraya?”

“Korkma Sedef’im ufak bir kaza geçirdin onun için burdayız. Canın acıyo mu?”

“Eee..vet eve biraz yanıyor. Özellikle de yüzüm acıyor. Neden sargılı yüzüme noldu. Bir yere mi çarptım.?”

“Bak Sedef’im evde ufak bir yangın çıkmış. Sende içerde uyuyakalmışsın. Sonrada bayılmışsın. Seni zor kurtardılar. Ama çok şükür hayattasın. Bak her şey düzelecek.”

“Evimiz yandı mı ? Her şey mi yandı?”

“Evet birtanem  üzgünüm….”

Sedef yüzünün yanmasını sormadan evi için üzülüyordu. Kendi kendine ağlamaya başlayıp

“Her şey mi yandı yani peki yatağımızda mı?”

“evet..”

“Peki ya mutfağımız?”

“evet…”

“ya kıyafetlerimiz?”

“evet Sedef’im…”

“senin terliklerin, koltuklarımız, benim yastığım?”

“evet…”

Sedef ağlamasını artırıp “ Ya fotoğraflarımız? Gelinliğim? Sandığım?...”

“ Üzgünüm bebeğim sadece biz kaldık başka bir şeyimiz kalmadı…”

Sedef konuşmayı devam ettiremedi. Yüzünü öbür tarafa çevirip gözlerinden damlaları akıtıyordu. Yaşadıkları artık ağır gelmeye başlamıştı. Neden ben demeye başladı. Bu kadar kötü şey neden beni buluyor?

Bunları düşünürken annesinin bir sözünü hatırladı.
 “ALLAH SEVDİĞİ KULUNA DERT VERİR…” demek ki Allah Sedef’i seviyordu. Dili isyan ederken şimdi bu sözle kalbi feraha ermişti. Tövbe etti af diledi…Sessizce ağlarken tekrar uykuya daldı.

29 Ocak 2013 Salı

zeytin gözlerine...

Kar'alayan Kübra yartaşı 6 Değerli Düşünce

Ben sevmeyi kitaplardan öğrenmedim ki çaresizliğin devasını kalın sayfalarda arayayım...

Gülümsemek satırlarda yazmıyordu ki... Nasıl ağlayacağımı oradan sorayım...

Sarılmanın sıcaklığını bana harfler mi öğretti de ellerini bırakırken onlara danışayım...

Teninin kokusunu bana onlar vermedi ki şimdi sen giderken onlardan dileneyim...

Gül gülüşünü, zeytin gözlerini onlar sevdirmedi ki ardından resimlerini oralara hapsedeyim..

Seni bana onlar bulmadı ki neden yokluğunda onlara sığınayım...




28 Ocak 2013 Pazartesi

PİŞMANIM ÖLÜME KADAR-10

Kar'alayan Kübra yartaşı 4 Değerli Düşünce


O manzarayla karşılaşmak çok ağır geldi. 

Sedef’i sağlık ekipleri sedyede hareketsiz yatarken taşıyorlardı. Dumandan her yeri kapkara olmuştu.  Bakmaya doyamadığı güzel yüzünün yarısı görünüyordu ve oda simsiyahtı. Kolunun biri sedyeden aşağı sarkıyordu ve parmağındaki evlilik yüzüğü düşmek üzereydi. İlk başta parmağına tam olurken son zamanlardaki kilo verişinden sonra çok gevşemişti. Eşini biricik prensesini böyle görmek yüreğine ağırdı, çok acıydı….

Koştu hemen önce düşen yüzüğü yakaladı sonra baktı Sedef’in ay parçası yüzüne… 

Az önce yaşadığı şoku atlatamadan bir şok daha yaşadı. 

"Aman Allah’ım" diyerek kapattı yüzünü. Yere çömelip ağladı.. ağladı.. bu nasıl bir imtihandı, çok ağırdı nasıl çekilir…

Sedef’i, dünya güzeli karısı yangında yüzünün yarısını kaybetmişti…

 Bunu sedef’e nasıl söyleyecekti. Sedef bu kadar acıdan sonra nasıl kaldırırdı bunu.
 Oturduğu yerden kalkamadı. 

Komşular sakinleştirmeye çalışsada onlar ev için ağladığını zannediyor ve 
“ Cana geleceğine mala gelsin boşverin” diyorlardı.. 

Ne malı gelen cana gelmişti. Sedef’in düzelmeye dair umudu artık tamamen sönecekti.  Bunları düşündüğü için “ Acaba “ dedi birden “Acaba ben şuan sevgimden mi şüphe ediyorum. Onun yüzü güzel diye mi evlendim de şimdi bunu bu kadar büyütüyorum. Dert ediyorum. Ama.. ama hayır sevgimde eksik yok ben onun kalbini sevdim… Dünya güzelim..”

Yüzünün yarısı yansa bile ne kadar güzel ve masum diye geçirdi içinden. Kendini toparlayıp Sedef’e yardım etme vaktiydi şuan. Yapılacak tek şey her şey normalmiş gibi davranmak ve karısının güneşten güzel gülüşünü dudaklarına oturtmaktı.

Ambulansın arkasından hastaneye gitti. Sedef’e ön müdahale yapıldıktan sonra ameliyata alma kararı veren doktorlar ameliyattan önce bir açıklama yapmak istediler. 

Yavaşça yanaşıp elini omzuna koyarak “ Eşinizin durumu ağır.. duman çok etkilemiş, ciğerleri oksijensiz kalmış, nefes alamayınca beyine de oksijen gitmemiş ayrıca yüzünde de ciddi yanıklar var elimizden geleni yapacağız ama her şeye hazır olun lütfen zor bir ameliyat olacak dualarınızla eşinize yardım edin… Sabredin… Şüphesiz ki Allah sabredenlerle beraberdir.”

Ölmeden ölüm haberini verir gibi nasıl bir açıklamaydı bu. Zaten zor ayakta duruyordu bir de her şeye hazır olun da ne demekti. Dalga mı geçiyordu bu adam nasıl hazır olacakmış insan eşinin canının yarısını kaybetmeye. Nasıl sabredermiş. SAÇMAAA!!

Ameliyat başlayalı saatler olmasına rağmen hala ne içeriden bir ses vardı ne de giren çıkan vardı durumu öğrenebileceği. Zaman her zaman nasılda hızlı geçerdi şimdi neden duruyordu. Zaman da sevmiyordu onu. Her şey aleyhinde ilerliyor boğulma noktasına getiriyordu insanı.

Bir yandan koridorda bir yukarı bir aşağı yürüyor bir yandan da dili döndüğünce yalvarıyordu. “ Onu canımı benden alma.. Bize bir şans daha ver. Her şey senin elinde onu alma…”

Aradan 5 saat geçmişti ve bir hemşire dışarı çıktı. Kapıda hemşire görünür görünmez yanına koştu. “İçeride durum nasıl karım nasıl ameliyat başarılı mı neden kimse bana haber vermiyor kafayı yedim burada bana bir açıklama yapın Sedef’im nasıl??”

Hemşire gözlerini aşağı devirip
“Biliyorum endişelisiniz ama size şuan bilgi veremem. Birazdan doktor bey dışarı çıkıp sizinle konuşacaktır. İyi günler.” deyip koridordan sanki kaçar gibi uzaklaştı.

“Neyi biliyorsun ki sen neyi biliyorsun söylesene neyden haberin var ?
ciğerim yanıyor benim burada çim parçalanıyor. Ne var yani karın iyi o her zaman ki gibi güzel güzel gülecek, her şey eskiye dönecek desen. Ne var bana iyi haber versen.. ah Sedef’im seni çok özledim…”

Sözler ağzından çıkarken adeta gözlerinden akan yaşlarla yarışıyordu. Ama yaşlar sözlerden daha hızlıydı. Boğazında sözleri düğümleyip olanca hızıyla akıyordu gözlerinden…

Yarım saat daha böyle kâh ağlayıp kâh dua ederek volta atarken geçti. Bu sefer kapıda doktor belirdi. Ameliyattan önceki gibi yavaşça yanına gelerek başladı söze.


“Ameliyat boyunca Sedef hanımın durumu iyiydi. Ciğerlere gitmeyen oksijen beyni de etkilemişti ama sanırım bu sorunu ortadan kaldırdık. Şu anda sağlık durumu iyi bir gün kendisini uyutup sonra yavaş yavaş ilaçlarla uyandıracağız. Biliyorsunuz bir de yüzündeki yanık var… Hastanemizdeki en iyi plastik cerrah ameliyatta gereken müdahalede bulundu. 

İz kaldı mı diyeceksiniz? Maalesef evet yüzündeki yanık ileri derece bir yanıktı. İz kaldı ama estetik ameliyatlarla onunda üstesinden gelinir. Size söylemem gereken şey şu ki; eşiniz yüzünü gördüğünde şoka girme ihtimali var. Zaten son zamanlarda depresyon yaşadığını da göz önüne alırsak bu şokun yaşanması kaçınılmaz. Sizin bu durumda yapmanız gereken şey ona kendini iyi hissettirmek kendisinin hala çok değerli olduğuna onu inandırmak. ALLAH yardımcınız olsun. Birazdan ameliyattan çıkaracaklar yanına girmenize henüz izin veremem ama birkaç saat sonra duruma göre girebilirsiniz. 

Geçmiş olsun..”

27 Ocak 2013 Pazar

çekiliş varr

Kar'alayan Kübra yartaşı 2 Değerli Düşünce


yeni tanıdığım bir blog olan Didem'in Kurabiye Kokulu Mutfağı mükemmel bir çekilişe imza atıyor. sonunda kazanan kişi bence çok şanslı umarım ben olurum :))

PİŞMANIN ÖLÜME KADAR-9

Kar'alayan Kübra yartaşı 10 Değerli Düşünce

 Sedef için bir şeyler yapmak gerekiyordu ama ne ?
  İş yerinde aklı hep Sedefteydi. Bu yüzden işlerinde verimli olamıyordu.
Acaba sedef şimdi evde ne yapıyordu?
Komşuların onu kontrol etmeye gelmesine de çok bozulmuştu, bu yüzden bunu tekrar deneyemezdi. En iyisi doktoru eve götürmekti. Ama doktor diyince de kızıyordu.
“Çaresizlik bu olsa gerek ah Sedef”

Sedef bugün kendini daha farklı hissediyordu. Sabah uyandığından beri daha iyiydi sanki geçmiş günlere göre. Hassas zamanında olduğu için her söylenene alınıyor üzülüyordu. Dün kocasının söylediklerini tekrar düşündü. Verdiği tepkinin abartılı olduğunun farkındaydı ama oda böyle demeseydi sedef hasta mıydı sanki. Hayır gayet sağlıklı ama biraz üzgündü sadece. 

Kocasına kırgındı onu hasta olarak gördüğü için ama artık düzelme vakti gelmiş gibi hissediyordu. Önce gidip sıcak bir duş aldı kendine kahvaltı hazırlayıp her zaman içtiği gibi demli bir çay koydu. Tam kahvaltıya başlayacaktı ki uzun zamandır yemek yemediği için midesinin küçüldüğünü fark etti. Kendini yemeye zorladı ama çok az yiyebildi. Neyse buna da şükür yavaş yavaş açılacaktı. 

Bir buçuk saat süren bir kahvaltıdan sonra evi toparlamaya başladı. O kadar pislenmişti ki üç günde ancak temizlenirdi bu ev.  Bir yerinden başlamak lazımdı. Önce ortalıkta duran kirli çamaşırları toparladı onları makineye attıktan sonra. Evi süpürüp sildi. Ev biraz adam olmuştu ama yine de ince bir temizliğe ihtiyacı vardı eski haline dönmek için. Evin içinde uğraşırken zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı. 

Kocasının gelme vaktine 2 saat kalmıştı. Bari bugün eve geldiğinde sıcak bir kap yemek olsun diye mutfağa geçti. Çorbayı ocağa koyduktan sonra ana yemek için malzemeleri hazırladı. O anda bir anda bir halsizlik çöktü üstüne. Salonda kanepeye uzanıp dinlenmek için salona gitti. Son zamanlarda yaşadıkları ağır gelmişti. Vücut artık tepki veriyordu. Ama biraz dinlense geçer herhalde. Çok ciddi bir şey yoktu vücudu halsiz düşmüştü sadece.
Bir yandan aklında düşünceler amaçsızca dolaşırken diğer yandan da uyku basmıştı. Biraz kestirip sonra kalkarım diye kenarda duran battaniyeyi üstüne örtüp uykuya daldı. 

Bu arada mutfakta ocaktaki çorbayı tamamen unutmuştu. Bu kadar dalgınlık başına bir gün bela açacaktı ve o gün bugündü…


 Çorba kaynaya kaynaya suyu bitmiş ve en son tencere yanmaya başlamıştı. Ocağın perdeye yakın olması da evde çıkacak yangına zemin hazırlamıştı. Bir anda perde tutuşup ev cayır cayır yanmaya başlamıştı. Sedef her şeyden habersiz salonda uyuyordu. Alevler mutfağın yarısı kaplamıştı. 

Yere düşen kıvılcımlarla halıda tutuşmuştu. Evde yangın hızla yayılırken dumanların camdan çıkmasıyla dışardan görenler durumu anlamıştı. Sedef’in evde olduğunu bilen komşuları kapıyı kırarcasına yumrukluyor ama Sedef’ten ses çıkmıyordu. Hemen kocasına haber verilmiş bir yandan da ambulans ve itfaiye aranmıştı. 

Alevler evin yarısından çoğuna yayılmıştı. Salon mutfağa ev uzak odaydı bu yüzden Sedef sadece dumandan etkilenmişti ve baygındı. Uyanmaması durumunda alevler onu da içine alacak ve bir felaket yaşanacaktı.


Kocası u haberi alır almaz beyninden vurulmuştu. 

Sedef’in son zamanlardaki yaşadığı depresyon sonucunda evi yakmış olabileceği ihtimali daha da sinirlerini bozuyordu. Yolda arabayı nasıl kullanacağını bilemedi. Ne kurallara uydu ne de hıza dikkat etti. 

Şu an tek istediği şey Sedef’e sağ salim ulaşmaktı. Bir yandan ağlıyor bir yandan da dua ediyordu.

“ Allah’ım sen Onu bana bağışla. Şimdi ayrılmak için çok erken n’olur beni ondan ayırma, onu benden alma Allah’ım. Alma nolur .. yaşamasına izin ver…”

25 Ocak 2013 Cuma

SONUÇLAR TEMİZ :)

Kar'alayan Kübra yartaşı 17 Değerli Düşünce

Başlıktan da anlaşıldığı gibi bu gün hastaneye gittim ve test, tahlil sonuçlarım temiz çıktı. 
Kan değerlerimde biraz fazlalıklar ve eksiklikler var ama sorun yapacak kadar bir şey yokmuş. Bir sıkıntının olmamasına çok sevindim ama beni üzen şey kahve, kola ve çikolata yasaklanmasıı. 
Çikolata da sadece bitter yememe izin verdi doktor Allahtan bende sadece bitter severim :) 
Üzerimdeki cihazda çıkarıldı. Ondan da kurtuldum. 

Olayla alakası yok ama annem yanımdaydı bugün doktorun bana olan yakınlığını ve gözlerime olan hayran hayran bakışlarını farklı yorumladı. Odadan çıktığımızda kardeşimi arayıp evi toparlayın görücü gelebilir dedi. İlahi annem yaa sen ömürlüksün seviyorum seni :)

PİŞMANIN ÖLÜME KADAR-8

Kar'alayan Kübra yartaşı 4 Değerli Düşünce

Sedef günden güne daha da kendini suçlu hissediyordu.. Babasına olan sorumluluğunu yerine getirmemenin ağır yükü omuzlarındaydı. 

Kocasına karşı tüm ilgisi azalmıştı. Ne ev işi yapıyordu ne de kendine bakıyordu. Hatta üç gündür aynı eşofmanla aynı koltukta oturuyor. su harici bir şey içmiyor ve yemiyordu. 

Kendini cezalandırmak için bu yöntemi bulmuştu. 

Babasından gelen o son satırlar olmasaydı şimdi aynı mutlu hayatı devam edecekti. Ama o cümleler ters düz etmişti her şeyi. Arada bir kendi kendine söyleniyordu.


" Ah baba gittin ama giderken bile beni yaktın da gittin. ne yaşarken yüzümü güldürdün ne de ölümünle güldüm ah baba ahh.."


Kocası haftalar geçmiş olmasına rağmen henüz iş yerindeki büyük başarısının haberini bile verememişti Sedef'e. Eve her akşam çekine çekine geliyordu. Çünkü karşılaşacağı manzara hep aynıydı. 

"Yinemi of ! " dedirtircesine. 

Sabahları ne kahvaltı keyfi kalmıştı ne akşam yemeği hazır oluyordu. İş yerinde öğlen yediğiyle yatar olmuştu son günlerde. Evde ne televizyon sesi ne başka ses çıkıyordu. Sanki Cemil beyin cenazesi bu evin ortasındaydı.

 Hayat belirtisi yoktu evde. 

Kocası Sedef'e anlayışlı olmak istiyordu ama oda artık düzelmek için çabalamalıydı. Yani kocası böyle düşünüyordu. Artık bir yere kadar sabredebilirdi. Sonrasından oda korkuyordu. Temiz çamaşır kalmamıştı. Mutfak bulaşıkla yığılmıştı. Ev haftalardır temizlenmiyordu. 

Sedef ağır bir depresyonun içindeydi. Kocası artık onu kendi haline bırakmayacaktı. Beraber doktora gitmeyi teklif etmek için yanına usulca sokuldu.

"Sedef....Sedef.. bir tanem.. prensesim bu böyle olmayacak kendi kendine halledilecek bir şey değil gel beni de al yanına beraber aşalım bu zorluğu. Bak biz karı-kocayız. Her zorluğa birlikte göğüs gerip her sevinci beraber karşılamalıyız. Sana yardım etmeme izin ver. artık sil gözlerindeki yaşı.. Haftalar oldu biraz olsun aklından çıkar şunu olan oldu hadi canımın içi...Ben araştırdım çok iyi bir doktor buldum beraber ona gidelim ne yapılması gerektiğini bize söylesin yanında olmama izin ver nolur seni böyle görmeye dayanamıyorum." 


Sedef doktor kelimesini duyana kadar sessizce dinliyordu ama o anda kafasını kocasına çevirip 

"Beni deli olarak gösterip sonrada hastaneye yatıracaksın değil mi? ne kadar anlayışsız birisin benim burada babam ölmüş sen bana ne diyorsun. insanlık kalmadı mı sende. benden kurtulmayı bu kadar çok mu istiyorsun çekip gitsene o zaman ben yalnız kalırım..kalırım benn...."


Sözlerinin sonunu ağlamaktan tamamlayamayan Sedef aslında nasılda yanlış anlamıştı kocasının söylediklerini. Kocası açıklamaya çalışsa da nafile.. Sedef yine iç dünyasına dönmüştü. dinlemedi bile..

Başını öne eğip yatağa dönen kocası o gece düşünmeye bazı şeyleri düşünmeye başladı. 

Nasıl olur da bir insan bir günde bu kadar değişirdi?

Neşesi asla sönmez dediği karısı şu an sadece ağlıyor ve sanırım bu akşamdan sonra ondan nefret ediyordu. Nerede hata yaptım diye düşündü. Konuşmaya çalışıyordu ama dinlemiyordu sedef sadece kafasındakilere odaklanmıştı. 

Peki ya o düşüncelere dayanamayıp kendine bir şey yaparsa? 

Nasıl bir yol bulmalıydı ona yardım etmek için?

 Düşünceler beynini kemirirken gece yarısını geçmişti saat. Uyuyamayacağını anladı ve biraz dışarıda yürümeye karar verdi. Üstünü giyinip Sedef'e bir şey demeden çıktı. Zaten Sedef'inde görünüşte umrunda değildi kocasının ne yaptığı. Bir saat kadar yürüdükten sonra eve tekrar gelen kocasının gelişini beklemeden uyumuştu. Zaten kocası da gelir gelmez yatağa girip uyumuştu. 

Sabah erkenden işe gitmek için uyanan kocasına eskiden olsa neler neler hazırlardı ama şimdi sırtını dönüp uyuyordu. Ses çıkarmadan üstünü giyinen kocası evden çıktıktan sonra yataktan kalkan Sedef yüzünü yıkayıp aynanın karşısına geçti. 

Uzun uzun yüzüne bakıp sonra yine ağlama krizine girdi.. 

Ağlamaktan ve yemek yememekten yorgun düşüp kendini tekrar yatağa attı... 
Her geçen gün daha da bitkin hissedip yatağa bağlanıyordu...

24 Ocak 2013 Perşembe

ANLADIM HEMDE ÇOK İYİ !

Kar'alayan Kübra yartaşı 20 Değerli Düşünce

Merak ederdim hastanede aylarca cihaza bağlı yatan hastaların durumunu. İşte onu bugün anladım yaklaşık 12 saattir vücuduma bağlı bir cihazla yaşıyorum ve gerçekten çok fena huylandım. Kendimi tanıyamaz oldum. Çok garip hissediyorum. 

Şu mübarek gecede RABB'im tüm hastalara şifa versin. İçlerinde bana da versin inşallah.. Tüm mü'min kardeşlerimin kandilini kutlarım dualarda unutulmayalım...

Hayırlı geceler...
Kar'alayan Kübra yartaşı 2 Değerli Düşünce

Bu aralar fenayım ... 

Hayaller gözlerimde ...

Anılar ellerimde, boş umutlara bel bağladım gidiyorum ...

Arkamda mavi çığlıklar ... siyah çizmeler .. toprak yollar...

Ben gidiyorum...

Kalanları toplar gelirsiniz ben yoruldum daha fazla eskimeden yol alıyorum...

Omuzlarımdaki ağır sözleri size bırakıp ben yok oluyorum...

Sevgiden mahrum yüreklere mâl olmaya yürüyorum...

Kalpten sevdiğim hayatı kenara bıraktım...

Gidiyorum.....

21 Ocak 2013 Pazartesi

PİŞMANIM ÖLÜME KADAR-7

Kar'alayan Kübra yartaşı 6 Değerli Düşünce

“Ah babam ahh bana bu kadar çektirmeseydin bende sana bunu yapmazdım. Sana bakacak gücü bulamadım kendimde senden uzaklaştırdım kendimi. Şimdi yoksun. Varlığını unutmuştum ama yokluğun niye acıtıyor canımı?”


Cemil bey huzur evinde kaldığı günler boyunca konuşmamanın eksikliğini yazarak gidermişti. Kızına, karısına, yaptıklarına karşı pişmandı. Huzur evindeyken içkiden de uzaklaşmıştı. 

Gün be gün pişmanlıktan eriyordu. Kızına birkaç satır bırakmış ve huzur evinden kaçmıştı. Kızının numarasını arayıp sadece sesini duymak istiyordu ama oda açmamıştı. Yapılacak tek şey onu bulmak yüzüne bakıp af dilemekti. Sokak sokak cadde cadde onu aradı.

 Ama bulamadı. Son defa aradı. 

Aslında bilmiyordu onun son arayışı olduğunu. Kızına ulaşamayınca dalgın dalgın yürürken sokağın köşesinde bir anda çıkan araba onu metrelerce öteye fırlatmıştı. Ardından da kaçmıştı. Kan kaybederek yavaş yavaş ölen cemil bey kızına yaptıklarının cezasını onsuzlukla ödemişti. Sıra eşine yaptıklarındaydı. Onun hesabı da ahirete kalmıştı.
Sedef babasının yüzünü teşhis etmek için karakoldan gelen ekiple morga gitti. Beyaz örtü açıldığı anda içindeki ufacık umutta babasıyla birlikte ölmüştü.

Komiserle birlikte işlemleri hallettikten sonra komiser ona babasından kalan son kağıt parçasını, son satırları uzattı.


“Canım kızım, ben senin asla tanımak istemediğin baban. Şimdi kendimi temize çıkarmak için uğraşmayacağım ama bir kez olsun bana inan, ben o içki illetine annenin hastalığı nedeniyle başladım. Onu aslında o kadar çok seviyordum ki öyle görmeye dayanamadığım için çare aradım. Yaptığım doğru şey değildi biliyorum ama bir kez bulaşınca insan bırakamıyor be kızım. Sen hep bana tavır alarak büyüdün. Sarhoşken bile sana sarılıp öpmek isterdim ama kendine hiç yanaştırmadın beni. Anneni de benden uzaklaştırdın. Ona dokunmama izin vermedin onu kirleteceğimi düşündün. Bende sizden kendimi çektim. Aslında sizi canımdan çok seviyorum. Hiç söyleyemedim o ayrı. Hakkını helal et kızım söyleyemediklerim ve söylediklerim için affet…”


“Bunları okumak ..  ben ne büyük hata yapmışımm..  ALLAH’ım affet sen beni.”

Gözyaşları içinde yere yığıldı. Normalde bugün için nasıl bir plan yapmıştı ama hayat onun planlarını nasılda alt üst etmişti. Eşine tatlı kocasına güzel yemekler hazırlayıp akşama kadarda alışveriş yapacaktı ama neler yaşıyordu şuan. Birden aklına kocası geldi. Ona haber vermeliydi. Yanına olmasına çok ihtiyacı vardı. Bir tek kocası kalmıştı şu hayatta. Hemen aradı zaten kocasıda duyar duymaz işten çıkıp yanına geldi. Tek dayanağı olmaya hazırdı. Birlikte bu işin üstesinden geleceklerdi. Zor zamanında yanında olmazsa ne zaman olacaktı. 

O gece hep babasını ve babasının son yazdıklarını düşündü. O gece ve daha sonraki gecelerde de aynı hüzünlü hava evin içini kasvetlendiriyordu. Sedef in neşeli halinden hiç eser kalmamıştı. Günlerce ne yemek yiyip ne de kendine bakmıştı. Kocasına karşıda ilgisizliği artmıştı. 

Öyle ki o akşam kocası işten çok mutlu bir haberle dönmüştü. Çalıştığı yerde müdürlüğe yükselmişti. İş yerindeki rakiplerine karşı çok büyük bir zaferle müdürlük mertebesine yükselmişti ama eve geldiğinde evde kapkara bir hava karşıladı onu. 

Sedef günlerdir kalkmadığı yine o koltuğun köşesinde oturuyor gözlerinden damlaları akıtıyordu. 

Tüm hevesi kaçmış ve sedefin yanına yanaşarak onun başını göğsüne dayayıp “ Her şey geçecek bir tanem..” demişti. Yeter ki sedef de biraz uğraşsın her şeyin düzeleceğine inanıyordu.  Ama sedef nedendir bilinmez hayatı kararmış gibi davranıyordu. Tüm gücünü kaybetmişti. Elini kaldırmaya bile üşeniyordu. 

Artık kocasına bile eskisi gibi bakmıyordu. Onu umursamıyor ve her şeyden uzaklaşmaya çalışıyordu. Babasının yazdıklarından ve yaşadıklarından kendini sorumlu tutuyor her gün daha da zayıflıyordu. En ufak şeye bile şükreden sedef gitmiş yerine bambaşka biri gelmişti. 

  Hayatlarında kocaman sabır isteyen günler onları bekliyordu…

uppsss mim var !!

Kar'alayan Kübra yartaşı 17 Değerli Düşünce
depppppiimmmden yeni mimler geldi. Öykünün arasında onlara da yer vermek istedim. bakalım bakalım bana ne sormuş :
 MİM1:

*Şu an olsa çok sevinirim...>>>>>>ıhmm... şu an canım fena halde kuru fasulye pilav ve turşu üçlüsünden çekiyor sanırım 


buna çok sevinirim. geri kalan her şey zaten damarlarımdaki 


asil kanda mevcuttur ;)


*Şimdi orada olmak vardı...>>>>>Japonya'daki Kawachi Fuji bahçesi işteee burda olmak vardı. bakınız burası... 


*Nerde o eski günler...>>>>>> kardeşim diye gördüğüm kuzenimle son günlerimiz....:( _mekanı cennet olsun_


*Neleri özlüyorum...>>>>> küçükken sabah erkenden dışarı 


çıkıp akşama kadar çamurdan pasta yapmayı çok özlüyorum..


*Çok severim...>>>>> insan olan insanları...


*Nefret ederim...>>>>> sevdiklerimi üzenlerden nefret ederimm..


*Bugünlerde çok fazla dinledim....>>>> yalın/olmasa da olur.


*Şimdiki ruh halim...>>>> mutluyum çünkü anneciğim yanımda 


bende evimdeyim.. yuvamdayım..


MİM2:


*Karınca için şeker neyse benim için güzellik o'dur.  Kullandığımız 


güzellik ürünleri>>> pek fazla makyaj malzemesi kullanmam yani


 çeşit azdır bende. ama vazgeçilmezimi sorarsanız alkolsüz 


gülsuyudur. faydalarını saymakla bitiremem. yatmadan önce 


sabunla yüzümü yıkayıp sonra gül suyuyla silince sabah daha mutlu 


ve pürüzsüz bir yüzle uyanıyorum. dikkat lütfen alkolsüz olsun:) 


*MİMLEDİKLERİM: her iki mim içinde aynı kişileri mimliyorum.. 


en sık görüştüklerim ve yeni takipçilerime ayırmak istiyorum ben bu


 mimi.. sevgilerimle..


retrospektifdurbun    madamlilyns   emilia   dilekafiyonavci   cacaronblog   thedailynoor  mugekokluatik


tosbaganindunyasi   beyazkitaplik   aslihangunduz  meleğimm

deepp(seni yapmıyorum;)  piremm
meloom   UUR BÖCE'nin DÜNYASI

20 Ocak 2013 Pazar

PİŞMANIM ÖLÜME KADAR-6

Kar'alayan Kübra yartaşı 8 Değerli Düşünce


Ah ne büyük pişmanlık.. Cemil Bey... Daha 2 yıl önceydi. Hiç acımadan bırakmıştı babasını huzur evine. Aslında bunu bile hak etmiyor diye düşünerek bırakmıştı onu oraya. 

Her gün gözünün önünde olacağına uzakta başkaları baksın demişti. Hem arkadaşta bulurdu orada ne kadar uzak olursa o kadar iyiydi. Aradan uzun zaman geçti ama hiç aramamıştı babasını ne bayram ne özel günlerde arayıp bir sesini bile duymak istememişti. 

Onunki ne nefret ne kindi. çok başka bir şeydi. Babasına her baktığında  başına gelenleri hatırlayıp çeviriyordu başını. Bu duyguları öyle yoğun bir hale gelmişti ki artık dayanamayıp başvurdu huzur evine. Onu oraya bırakıp artık hayalindeki yaşama kavuşacaktı. Zaten şu dünyada bir annesi kalmıştı bir de sevdiği. Annesinin hastalığı çok ileriydi. Doktorlar hastanede yatmasının ona sadece yorgunluk vereceğini söyleyip evinde geçirsin son günlerini bahanesiyle taburcu etmişti. 

Annesi o kadar büyük acılar içinde geceleri uyuyamazken babası eve sarhoş gelip bir de hırpalıyordu. Bu yaşına kadar kendisine yapılanlara göz yumdu ama annesi söz konusu olunca dayanamıyordu. Bir tek babası değil bazen onun meze arkadaşları da gelip evi cehenneme çevirirdi. Onlar geldiğinde ev evlikten çıkardı. ona karşı olan intikam duygusunun en son noktaya ulaşması o gece olmuştu....

..... Yine babası ve 3 arkadaşı kör kütük sarhoşken eve gelmişlerdi. O kadar içtikleri yetmezmiş gibi bir de evde devam edeceklerdi. Babası onu mezeleri hazırlatmak için mutfağa gönderdiğinde babasının bir arkadaşı mutfağa gelip onu rahatsız edecek cümleler kurdu. 

Önce sarhoş işte deyip aldırmadı ama adam ileri gidiyordu. Ona dokunmaya kalkıp kenara sıkıştırdı. Yüzüne pis pis bakarak iğrenç kokan nefesiyle " Baban seni bana verdi benimsin artık" dedi. O anda kenarda duran bıçağı kavrayarak adamın yüzüne nefret dolu baktı. Bıçağı görünce adam korkup sessizce odaya giderken arkasına bakıp " Karımsın" dedi. 

Bunun gerçek olma ihtimalini düşündükçe onların hepsini de öldürüp atmak istedi.  Kımıldamadan yatan annesinin vücuduna sarılarak ağladı.. O gün yemin etti artık kimseye kendini ezdirmeyecekti. Annesi görmese bile o bir gün çok güzel bir hayata sahip olacaktı. 

Söz verdi.. Ağladı...

 Sabah olup da babası ayıktığında korka korka sordu dünkü adamın söylediklerini. Babası umursamazca gözlerindeki çapakları ovuştururken 

"Dünkü içkilerin parası nereden geldi sanıyorsun" dedi. 

Alçak adam onca sene çektirdiği yetmez gibi şimdide kızını bir içki parasına satmıştı. Bir baba bunu nasıl yapardı. Bu nasıl babaydı... 

" Bu sözlerden sonra sen benim babam değilsin. ALLAH sana en kayık gördüğü cezayı versin. ALLAH seni bana muhtaç etsin ama o günde benden merhameti alsın." 

Eee şimdi ne yapacaktı. Bir yanda hasta annesi vardı bırakıp gidemezdi. Bir yanda da kalsa o adamla evlenmek zorunda kalacaktı. Peki ya sevdiği, kurduğu hayaller, gördüğü rüyalar... Her şey boştu artık... 


Acaba ölmeli miydi? 

En doğrusu ne olurdu ki? Annesiyle birlikte ölseydi keşke diğer yanında da sevdiği olsaydı. Geceleri rüyalarında o adamı görüp sıçrayarak uyanıyordu. Gündüz de hep aklında o adamdan nasıl kurtulacağı vardı. Çok dua etti Allah'ım ya benim canımı al kurtulayım ya da bana başka bir çıkış yolu göster diye. 

Hem bunlarla uğraşıyordu hemde annesi son günlerde daha da çok acı çekiyordu ağrıları artmıştı. Kaçınılmaz son yaklaşıyordu. Hep onun ağrılarının azalması için dua eder kendini unutur olmuştu. Bir gün yine gece 3 buçuk sularında annesinin iniltilerine uyanmıştı. 

Babası olacak adam evde yoktu kim bilir nerede sızmış kalmıştı. Karısı burada can verirken o nerede kimin kapısındaydı. Yapacak hiç bir şey yoktu. Annesi ağlıyor kendisi ağlıyordu... Azrail kapıdan girmeye ALLAH'tan izin bekliyordu.. 

Son kez baktı annesinin yüzüne "Nur yüzlü annem ALLAH seni bana ahirette hazırlasın melek gibi karşıma çık. Cennet senin mekanın benim hayalim olsun. Hakkını helal et..."

 Gözleri kapandı yavaş yavaş kızına gülümseyerek ruhunu teslim ederken alnından sıcacık bir ter damlası bıraktı kızının avuçlarına...

Ve son gelmişti. Olması gereken buydu. 

Ama çok zordu kabullenmek. Dünyadaki meleği onu bırakıp gitmişti. Artık korumasız savunmasızdı ama bir o kadar da güçlü olmalıydı. Annesi yoksa hayali vardı anıları vardı ve bu ona güç verecekti. O gece sonraki gece ve daha sonraki geceler yapayalnızdı.. Babası ne eve gelir olmuştu ne de bir haber gelmişti ondan. Zaten istemiyordu gelmesin. Gelince çok mu hayrı dokunuyordu ki sanki. 3 gün geçtikten sonra annesini toprağa vermişti ve hayatına alışmaya çalışıyordu. 

Babası eve uğramadığı için o adamdan da haber yoktu. "İyi bari onunla uğraşmıyorum bu kadar acımın içinde" diye geçirdi içinden. 


Toprak yolda ayaklarını sürterek yürürken mahallenin kadınları kenarda konuşuyordu.

 Meğer babası annesinin öldüğü gece sarhoşken bir arabanın altında kalmıştı. Ona vuran adan kaçmış onuda yol kenarında bırakmıştı. Kan kaybından dolayı geç kalınmış ve vücudunda kalıcı bazı hasarlar oluşmuştu artık bakıma muhtaçtı. 

Bunları duyduğuna sevinmeliydi ama sevinemedi çünkü ona bakacak kişide yine kendisiydi. Annesi de bakıma muhtaçtı ama ona severek bakıyordu. Ya babası o öyle miydi annesi gibi içten bakar mıydı? Bakmayacaktı buna emindi. 

Yine de hastaneye gidip durumu ayrıntılarıyla öğrenmek istedi. Doktorlar eve götürdükten sonra çok steril bir ortamda bakılması gerektiğini söyledi. Eğer bu ortam sağlanamazsa enfeksiyon kapabilirdi ve ölümle sonuçlanabilirdi.

 "Aslında" dedi içinden "Aslında onu bırakmak varken ölüme neden ben bakıp bir de kendimi zorlayayım ki. Bırakayım da ölsün zaten kimseye hayrı yok bari zararı olmasın." ama vicdanı buna nedense engel oluyordu mantıklı düşündüğünde ektiğini biçmesi lazımdı aynı acıları çekmeliydi ama vicdan denen şey buna engel oluyordu.

 Babasını alıp eve getirdi ilk günlerde sırf Allah rızası için bakacağım diyerek kendini avuttu ama yapamıyordu her geçen gün nefreti artıyordu. Babasının bu kazayı geçirmesinden sonra o adamda ortadan kaybolmuştu. Nedenini babası da anlamamıştı ama iyi olmuştu ohh. 

Geceleri ettiği dualar tam tuttu derken başka bir şey oluyor hayatının düzeni yeniden bozuluyordu. Şimdi de geceleri babasını ne yapması gerektiğini düşünerek geçiriyordu.

 En sonunda karar verdi hem o ölmeyecekti hemde onu görmeyecekti. Ertesi gün aynı ildeki huzur evine başvurdu. Babasıyla ilgili olanları anlattıktan sonra başvurusunun kabul edilmesiyle birlikte gidip babasını alıp huzur evine yerleştirdi. 

Babasının yürümesinde biraz sıkıntı vardı ama yatalak değildi. Koltuk değnekleriyle birlikte yavaş yavaş yürüyordu onu en çok zorlayan kaza sırasında dişlerinin arasında kalan dilinin kopmasıydı ve geç kalındığı için bir daha konuşamamasıydı.

 Huzur evine vardıklarında ona ayrıla yatağa babasını yatırıp karşısına geçti. 

" Sen bu zamana kadar ne annemi ne beni insan yerine koymadın ama ben senin kızın değilim annemin kızıyım ki ben senin yaptığını yapmıyorum. Sana ben baksaydım bir süre sonra dayanamayıp öldürürdüm. Burada güvende olacaksın hemde sana çok iyi bakacaklar. Bende buraya kadar artık sedef diye bir kızın yok."


Kapıdan çıkarken babasına dönüp baktığında babasının gözlerinden damlalar süzüldüğünü görünce oda dayanamamıştı huzur evinin merdivenlerinde hüngür hüngür ağlamıştı..

Çektiği acılara annesine, babasının ağlamasına, kaderine , her şeye....


Aradan geçen 2 yıl boyunca onu arayıp sormamış evlenip hayallerindeki kadar mutlu bir yuva kurmuştu. Onu çok seven bir eşi vardı ve hayatı mükemmelken bir gün çalan telefon yine onu eski acılarına döndürmüştü. Olanları hatırlayıp olduğu yerden kalkamayan sedef aradan geçen zamanda kalbinin yumuşadığını anlayıp babasının gözyaşlarına bir kez daha ağlamıştı.. . 

Ne yaparsa yapsın o babasıydı.. 

Ahh ne büyük pişmanlık..


17 Ocak 2013 Perşembe

Kar'alayan Kübra yartaşı 6 Değerli Düşünce

hesapta olmayan bir durumun olmasından dolayı hikayenin 6. bölümünü bir kaç gün sonra ancak yayınlayabilirim.. sizden çok özür dilerim...internete giremeyeceğimden dolayı böyle bir şey oldu.. tekrar özür dilerim...

16 Ocak 2013 Çarşamba

PİŞMANIM ÖLÜME KADAR-5

Kar'alayan Kübra yartaşı 8 Değerli Düşünce


Aradan bir hafta geçmesine rağmen o gecenin büyüsü hala bitmemişti. Her sabah uyandığı andan başlayıp şükrediyordu beraber olduklarına. 

Bugün de yine kocasıyla kahvaltı yaptıktan sonra evde uğraşmak için oyalanacak bir şeyler aradı. 
Aklına hiçbir şey gelmeyince boş boş oturdu zaman geçmiyordu.

 Düşünmeye başladı. 

Geçmişte bir çok üzücü olay yaşamasına rağmen bugün o kadar mutluydu ki. Şükredecek bir çok şeyi vardı. 

Seviniyordu başkaları gibi koca dayağı vardı ne de geçim sıkıntısı çekiyordu. Canı bir şey istese hemen alıyor sevmezse atıyor yenisini alıyordu. Bu kadar çok güzel şey varken hayatında korkuyordu da aslında. 

Ya bunların bir gün sonu gelirse diye içini bazen kara bulutlar kaplıyordu yüreği sıkışıyordu. Düşündükçe daha da bunalıp sonra sessiz sessiz ağlıyordu. 

Gözyaşları kocasını bir gün kaybetme ihtimaliyle karışık bir de mutluluktandı. 

Hayatı çok düzenli ve huzurluydu. Ama o gün yine bir sıkıntıyla oturuyordu kanepenin köşesine iki büklüm . Nedense sabahtan beri bir ağırlık vardı üzerinde içi sıkılıyordu. Arada bir olurdu böyle. Bu gün gibi hüzünlü olduğu günleri hiç sevmezdi. 

Onun hayatı hep neşeli olmalıydı. Kendine yıllar önce söz verdi. Asla ve asla beni  kimse üzemeyecek kimsenin canımı yakmasına izin vermeyeceğim ve bu gülen yüzümü kimse solduramayacak" diye.

Hemen kendini normale çevirmek için hava almaya dışarı çıkmaya karar verdi. Hazırlanmaya başladı. Hem belki bir kaç şey alıp kendine gelirdi. Ne de olsa kadınlar alışveriş yapınca mutlu olurdu. aa belki geçen gün denemeye fırsatı olmadığı için alamadığı elbiseyi denerdi. 

Vakit geç olmadan gidip geleyim diye düşündü. 

Daha geldiğinde kocasını  sabah işe giderken sipariş verdiği yemekleri yapacaktı. Sıcak sıcak yesin diye onun gelmesine yakın yapacaktı. 

Odasında hazırlanırken içeriden bir ses geldi. telefon çalıyordu. Önce yanlış duyduğunu zannedip umursamadı ama sonra bir de baktı ki gerçekten çalıyor. Tamda pantolonunu giyiniyordu. Koşmaya kalktı. Paçaları 
birbirine dolanıp engel oldu koşmasına. Salonda çalan telefona yetişene kadar zaten kapanmıştı. 

Kimin aradığı görünmüyordu. Gizli numara yazıyordu. Neyse bir daha arasın deyip odaya tekrar döndü. 

Giyinip yüzüne de hafif bir makyajdan sonra hazır gibiydi. Dolaptan çantasını almak için kapağını açtığı sırada tekrar telefonun sesi evin içinde yankılandı. 

Koştu yine kaçırmak istemiyordu. Açtı bir kaç kez alo dedikten sonra karşıdan ses gelmişti.

 "Alo...Sedef Hanım.. siz misiniz?" 

ses yabancıydı ve pek hoş bir tonla gelmiyordu. Karşıdaki adamın ne diyeceğini bilmeden kötü bir şey olduğunu anladı. Zar zor cevap verdi.

 "ee.. evet benim.."

"Sedef Hanım ben emniyet amiri Mustafa Kaya. yol kenarında bulunan bir cesetin üzerindeki telefonda numaranız çıktı. En son sizi aramış. Cemil beyi tanıyor olabileceğinizi düşündük. Teşhis için sizi en kısa sürede karakola bekliyoruz. Birazdan görevli polis memurlarımız sizi almaya gelecekler. Lütfen hazır olun." ......
 

KAR TANESİ Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review